İyiliğin Rahmi
Ambiyansın bulanıklığını reayanın titrek frekanslarına borçluyuz; korkunun kolektif bir titreşime dönüşerek havada asılı kaldığı bir çağda, biz ekselanslar da bu ahvalin hem müsebbibi hem mücrimiyiz.
Transhümanizasyon süreci, ahlaki çürümenin rehavetinde bir gövde gösterisi gibi başladı. Vicdan terazisi bu denli sapmışken, kitlesel letarjiden şikayet etmek yerine bir an olsun kendimize dönüp, kavuklarımızı önümüze koyarak düşünmeliyiz. Zira ilkin, eylemsiz hakanı şeytan diye yaftalayıp meydanın ortasında taşlamalıyız; çünkü arınma, çoğu zaman bir günah keçisi yaratmayı gerektirir. Ve biz, sonuçlardan kaçamayacağımızı bile bile, yine de o taşı avucumuzda sıkıca tutmalıyız.
Evvelce merhametten yoksun, necis tövbekarların dahi sessiz yalvarışlarına kulak kabartan Tanrı, şimdi yüz binlerce mazlumun çığlıklarla yücelen dualarını işitemeyecek kadar ihtiyarlamış olmalı. Aksi takdirde, uğruna baş vurulacak kadar kutsiyet atfedilen o fantastik kurguların abası, olsa olsa insan elinden çıkma devasa bir yalandır.
Zamandan ve mekandan münezzeh olan tek şey kötülüktür; zira iyilik dediğimiz o cılız teselli, ancak bir kötülüğün devasa gölgesinde soluk alabilir. Her iyilik, daha büyük bir kötülüğün midesine inen bir besindir; birinin kurtuluşu, mutlak surette bir başkasının mahvından beslenir. İnsan denilen mahlukun inşa ettiği bu kusurlu düzende eşitlik koca bir safsatadır; çünkü o meşhur denge, daima bir tarafın topyekun yıkımı pahasına ayakta kalır.
Bu yüzden sizden iyilik yapmanızı talep ediyorum; yapabildiğiniz kadar iyilik yapın. Geri adım atmıyorum; aksine, bunu emrediyorum. Çünkü nihayetinde en yıkıcı kötülük, o saf ve iğrenç iyiliğin rahminden doğacaktır.
Transhümanizasyon süreci, ahlaki çürümenin rehavetinde bir gövde gösterisi gibi başladı. Vicdan terazisi bu denli sapmışken, kitlesel letarjiden şikayet etmek yerine bir an olsun kendimize dönüp, kavuklarımızı önümüze koyarak düşünmeliyiz. Zira ilkin, eylemsiz hakanı şeytan diye yaftalayıp meydanın ortasında taşlamalıyız; çünkü arınma, çoğu zaman bir günah keçisi yaratmayı gerektirir. Ve biz, sonuçlardan kaçamayacağımızı bile bile, yine de o taşı avucumuzda sıkıca tutmalıyız.
Evvelce merhametten yoksun, necis tövbekarların dahi sessiz yalvarışlarına kulak kabartan Tanrı, şimdi yüz binlerce mazlumun çığlıklarla yücelen dualarını işitemeyecek kadar ihtiyarlamış olmalı. Aksi takdirde, uğruna baş vurulacak kadar kutsiyet atfedilen o fantastik kurguların abası, olsa olsa insan elinden çıkma devasa bir yalandır.
Zamandan ve mekandan münezzeh olan tek şey kötülüktür; zira iyilik dediğimiz o cılız teselli, ancak bir kötülüğün devasa gölgesinde soluk alabilir. Her iyilik, daha büyük bir kötülüğün midesine inen bir besindir; birinin kurtuluşu, mutlak surette bir başkasının mahvından beslenir. İnsan denilen mahlukun inşa ettiği bu kusurlu düzende eşitlik koca bir safsatadır; çünkü o meşhur denge, daima bir tarafın topyekun yıkımı pahasına ayakta kalır.
Bu yüzden sizden iyilik yapmanızı talep ediyorum; yapabildiğiniz kadar iyilik yapın. Geri adım atmıyorum; aksine, bunu emrediyorum. Çünkü nihayetinde en yıkıcı kötülük, o saf ve iğrenç iyiliğin rahminden doğacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder