Kayıtlar

Remisyon Sonrası Metastatik Nüks

Dokularında zerre kadar leke dahi barındırmayan, bembeyaz bir sayfa açmayı arzuladım varoluşumda. Lakin evvela, mazinin pasından bütünüyle sıyrılmalı, mühürleyerek kapatacağım o kalın cildin yaprakları arasına sıkışmamalıydım. “Kibrinden arınacaksın” dediler, arındım. Parçaladığım ruhların soğuk intikamlarına meze yaptım varlığımı. “Kimsesizleşeceksin” dediler, tecriti kucakladım. Sessizlikte buldum devayı, içimdeki öze vardım. Yirmi dokuz yıldır nefretle emzirdiğim küskünlüğün ardından ruhumdaki sayısız yara izine ihanet ettim ve babamla barıştım! Bileklerimdeki tren raylarına uzandı dudaklarım, tutamayacağım bir söz olarak algılayın; bir daha acı üzerine tek kelime dahi konuşmayacağım. – Kim olduğunu bilmiyorum, ama beni beklediğini biliyorum. Andım olsun ki sana karanlığımla gelmeyeceğim. Müsveddenin üzerine düşen gözyaşımın içerisinde boğulurken mürekkep, kelimelerim okunmuyor. Anlaşılmak uğruna hiç bu denli çırpınmamıştım. Etrafıma aşılmaz duvarlar çektiğimde kimsenin bana zarar v...

Kılıç Üçlüsü

Olsaydım hayırsız bir mutaassıp, basmakalıp cümlelerle ayıplarınıza karşılık verebilirdim bugün muakkiplerim; tekziplerle, tahriplerle, garaip tehditlerle ve üzerinize kan kusarak, gerektiğinde. I. Hayalbazın Çatal Dilli Suflörü Refrakter olsaydım peygamberlik iddiamla müzaha eylerdim intiharla, hem de 1 Nisan’da! Evet, lekesiz bir melek değildim; iyi olmaya çalıştım el verdikçe imkanlar. Nöroplastisiteyle diyalektik bir sıçrama yaşayarak kurtuldum zihnimdeki zindandan. Davranmamı beklemeyin insanca! Beni aynı kefeye koyamazsınız; benzetemez ve kıyaslayamazsınız bozuk bir algıyla; herzevekil tanrıyla, mütebeddil şeytanla, esfel-i safilinle, mütevekkil insanla. Öfkenizin nüvesinde eksikse Materia Prima , otopsi raporumda da belirttiğim gibi, duruma tek tepkim ne yazık ki diriga! Başkalarına değer atfedecek cüretkarlığa sahipseniz, sakladıklarınızı ortaya dökecek cesareti de göstermelisiniz. Kalbim sonuna kadar açık eğer ki sevilmek isterseniz. Ama dürüst değilsiniz. Kara aynalarda...

Şahsiyetsiz Cehennemler

Sartre, Gizli Oturum adlı eserinde der ki: “Cehennem başkalarıdır.” Epikürcüler ve stoacılar, bu fikre karşı koyamadıkları bencil bir hissiyatla bağlılık geliştirebilirler. Ancak burada rölativizmi devreye sokmalıyım: İtikadımca bu mahza bir hurafedir. Kendi cehenneminin hem günahkarları hem zebanileri hem de gardiyanlarıdır; “Cehennem başkalarıdır” diyerek kendi karanlığıyla yüzleşmeye cesareti olmayanlar. Bilişsel çarpıtmanın en manipülatif zararıdır, suçlarının faturasını başkalarına kesmek. Bu, yine Sartre’ın ortaya koyduğu mauvaise foi ile açıklanabilecek bir durumdur. Katarsisin tekinsiz ıslıklarına kulak vermeyen; duymamak için hızlı ritimlerin peşinden sürüklenirken duygusal servetini hasis bir şekilde her şeyden ve herkesten sakınan, sonunda zeval bulacaktır. Şayet cehennem başkalarıysa, cennet de başkalarıdır. O halde bu fikri benimseyen kişi ya bir avolisyon geçirmekte ya da Heidegger’in dediği gibi Das Man, yani otantik olmayan bir varlıktır. Hiçlikleri gaflet uykusundan uy...

Bukalemunlar

“Kendini kaybetmek” bir seçenektir. Arınabileceği kadar kirlenmeyi başaramayanların birçoğu, önce pigmentasyon sorunu yaşarlar. Ardından üzerlerindeki ayıplı bakışları fark etmeye başlarlar. Alınlarındaki stigma damgasını kazımaya çalışırlar; oysa bu, lekeleri ruhun her yerine dağıtan beyhude bir çabadır. Lady Macbeth etkisine kapılmaya başlarlar ve giderek çirkinleşirler. Ancak bu –onursuz olanlar için– büyük bir kimlik krizi demek değildir. Onlar her duruma adapte olabilirler. Bukalemunlar… Onlar için “kendini kaybetmek” artık bir seçenek değil, kaderlerinin kaçınılmaz dayatmasıdır. Bu güce başkaldıracak cesarete ve iradeye artık sahip değillerdir. Paramparça olana dek savrulmak, onların öngörülebilir sonudur.

İyiliğin Rahmi

Ambiyansın bulanıklığını reayanın titrek frekanslarına borçluyuz; korkunun kolektif bir titreşime dönüşerek havada asılı kaldığı bir çağda, biz ekselanslar da bu ahvalin hem müsebbibi hem mücrimiyiz. Transhümanizasyon süreci, ahlaki çürümenin rehavetinde bir gövde gösterisi gibi başladı. Vicdan terazisi bu denli sapmışken, kitlesel letarjiden şikayet etmek yerine bir an olsun kendimize dönüp, kavuklarımızı önümüze koyarak düşünmeliyiz. Zira ilkin, eylemsiz hakanı şeytan diye yaftalayıp meydanın ortasında taşlamalıyız; çünkü arınma, çoğu zaman bir günah keçisi yaratmayı gerektirir. Ve biz, sonuçlardan kaçamayacağımızı bile bile, yine de o taşı avucumuzda sıkıca tutmalıyız. Evvelce merhametten yoksun, necis tövbekarların dahi sessiz yalvarışlarına kulak kabartan Tanrı, şimdi yüz binlerce mazlumun çığlıklarla yücelen dualarını işitemeyecek kadar ihtiyarlamış olmalı. Aksi takdirde, uğruna baş vurulacak kadar kutsiyet atfedilen o fantastik kurguların abası, olsa olsa insan elinden çıkma dev...

Mutlak Karanlık

Dijital çağın en yaygın hastalığı, neonatal aleksitimidir. Yalnızca düşlem hacmi dar beyinler, koşulsuzca uyum sağlamaya eğilimlidir. Şüphesiz ki birçoğu bu uğurda en işlevli uzuvlarının yontulmasından kaçınmamıştır. Onlar söylenilenleri dinlemiş, gösterilenleri izlemiş, dayanılmaz iticiliğini benimseyen çoğunluğun acımasız hiyerarşisinde hayatta kalmayı başaran bir rol model belirlemiş ve yaptıklarını tekrarlamış. Muhafaza edilmiş deneyimler, istatistiksel olarak meydana gelmesi mümkün olan tehlikelere karşı önlem almayı sağlarken, o tehlikelerin hiçbir koşulda üstesinden gelinemeyeceğini de şartlar. Oysaki başarmak için risk almak şarttır. Işığın, üzerine düştüğü her şeye tayin ettiği anlamı koşulsuzca kabul edenler, hakikati görebildiğinin iddiasında bulunmamalı. Işığın belirlediği sınırları aşamıyorsunuz, ışığın yansıttığı yüzlerden kendinizi alamıyorsunuz, ışığın gösterdiği detaylar ile durmadan yanlış arıyorsunuz. Işıklar söndüğünde, herkes özgür kalacak.

Otopsi Raporu / 24.10.2022

Tanrı, bulutları buladı kanvasının sırtına, ardından da toprakta biten sırça çocukları... Hepsinin rengarenk saçları vardı. Kimisinin düz, kimisinin kıvırcık, kimisinin dalgalıydı. Tanrı, şeytanın kanatlarından yolunan birkaç kızıl tüy ile teşkil ettiği fırçayı, önündeki bakır kasenin içerisindeki cehenneme daldırdı. Izdıraba bulanan fırça ile köpüren bulutların eteklerine kurşuni katreler bıraktı. Diriga! Nasibini almayan var mı, anlamsızlığın amatör revizeleriyle harcanan vakitten? Kur'an'dan, İncil'den, Eski ve Yeni Ahit'ten? Henüz 13 yaşlarında, zihninin kuytu sokaklarında gaip bir çocukken, eli sopalı âlimler tenkide kapalı bir şekilde bana söz ederdi sahihten. Varlığıma anlam ararken alt dudağıma takılan bir oltanın beni sürüklediği ilk kelime -ikra- oldu. Babam vaiz ol dedi, annem hafız. Okudum soldan sağa, anlamlar nakıs. Çevirdim başa... Sağdan sola göz çektim, cümle oldu nakız. Dilime mürekkep bandım, cemaati karşıma aldım. Ben anlattım anladığımı, oldu adım h...