Dua İletkenlerine Anjiyo

İbrahim’in elindeki taze bilenmiş bıçaktım. Kursağımda kaldı İsmail’in kanı. Üç büyük okyanusu aleve verdim, yedi kıtayı susuz bıraktım. Orta Doğu semalarında kurşunlara göz kırpıyor ilahi görkemi ile parıldayan yıldızım. Son akşam yemeğinde İsa’nın kulağına hainin adını fısıldadım. Varlığının ağırlığını toprağın çatlaklarının arasında yitiren peygamberlerin, fenagâhın dudaklarındaki mühürlü sırrın bekaretini bozmasını sabırla bekledim. Dinlere teb’iz için mezhepler tevlit ettim. Görünmez sınırlar çizdim, üzerlerine sur çektim, artlarına hendekler kazdım, içlerine öksüz cesetler yığdım. Gavrilo Princip’in silahına barut bastım. Öğretilerimi insanlığa bağışlaması için Aleister Crowley’ye mektuplar yazdım. Mar Petyun Keldani Kilisesi’nin bahçesinde bir rahibenin rahim duvarlarına mahdumlarımı sıvadım ay ışığına soyunan gecenin şehvetiyle. İki domuz doğurdu. İsimlerini Adolf ve Josef koydum… Bulut tribünlerinde sineklenen İsrafil’in belindeki kuşakta emaneten taşıdığı sûru çaldım kulak memesinde gezdirirken çatallı dilimi. Kıyametin ertelenen her saniyesi çatlatacak kadar şişiriyor yerkürenin zehir biriken göbeğini… Kıtaları kaydıran manyetik dalgaların zemine apansızca saplanıp dakikalarca sarstığı gibi hazzın doruklarında nefislerini parçaladım kullarının. Nimetlerine karşı sunduğum alternatiflerin büyülü cazibesine kapılanlar harlıyor uğradığım haksızığın boğazımda düğümlenen kırgınlığını. Seçeneklerim elimden alındığından, patikalar eşeledim katranlı ayak tabanlarımla. Ardımdan gelenlerin gidecek başka bir yolu yoktu. Onlara yasak kılınan arzulara cezbedici bir yol açtım. Reddedilmiş bir evladın öfkesini büyütüyorum içimde ezelden beri…

Yorumlar