Kayıtlar

Kimsesizler Mezarlığı

Altımdaki ırmak köpürüyor. Yüzeyi yağlı mürekkep karası. Sağ tarafımda gövdesini alevlerin sardığı çürük ağaçların çığlıkları yankılanıyor. Ben yaktım orayı. Sol tarafım insan etine temas ettiği an eriten mavi bir bataklıktan ibaret. Ortadayım. Osteoporozlu bir köprünün üzerinde dişlerime sıkıştırıyorum parmaklarımı. Benim hiç tırnaklarım uzamadı. Çünkü doğduğumdan beri stres yaşamadığım tek bir gün dahi olmadı. O yüzden yakanızda görmek istemiyorum gülümsediğim bir fotoğrafı. Mutlu olduğum bir an olmadı. Şayet duyarsan, bu yalnızca söylentidir. Ve hiçbir minare adımı haykıracak kadar görkemli değil. Kırıldı porselen yüzüm. Yabancı gözler her dokunduğunda parçalanıyor ifadelerim. Ellerimle kapattım suratımı. Utanıyorum. Sizden. Ait olmak istediğiniz hiçbir şeye sahip değilim... Anlamazlar hâlden, algılarını bir yaş kandırır mı? Ve bu kadar mutsuz olacağımı bilseydi annem, bana hamileyken kürtaj yaptırırdı.

Dua İletkenlerine Anjiyo

İbrahim’in elindeki taze bilenmiş bıçaktım. Kursağımda kaldı İsmail’in kanı. Üç büyük okyanusu aleve verdim, yedi kıtayı susuz bıraktım. Orta Doğu semalarında kurşunlara göz kırpıyor ilahi görkemi ile parıldayan yıldızım. Son akşam yemeğinde İsa’nın kulağına hainin adını fısıldadım. Varlığının ağırlığını toprağın çatlaklarının arasında yitiren peygamberlerin, fenagâhın dudaklarındaki mühürlü sırrın bekaretini bozmasını sabırla bekledim. Dinlere teb’iz için mezhepler tevlit ettim. Görünmez sınırlar çizdim, üzerlerine sur çektim, artlarına hendekler kazdım, içlerine öksüz cesetler yığdım. Gavrilo Princip’in silahına barut bastım. Öğretilerimi insanlığa bağışlaması için Aleister Crowley’ye mektuplar yazdım. Mar Petyun Keldani Kilisesi’nin bahçesinde bir rahibenin rahim duvarlarına mahdumlarımı sıvadım ay ışığına soyunan gecenin şehvetiyle. İki domuz doğurdu. İsimlerini Adolf ve Josef koydum… Bulut tribünlerinde sineklenen İsrafil’in belindeki kuşakta emaneten taşıdığı sûru çaldım kulak me...

Mon Salai’nin Eteğinin Altındaki El

Yürüyemiyorum, ayaklarıma kesikler bıraktı yengeç kıskaçları. Benimle bir sorununuz mu var? Göğe bakın ve haykırın! Üzerinize kan kusacağım. Soluduğunuz bu kan, kudurtacak aranızdaki viran ruhlu kıskançları. Saydamlığını yitiriyor duvarların, düşüncesizce araladığında çatlak dudakların. Bakın endamına çıplak ruhların. Ben mehib olmak istemiyorum, siz mehbut olmayın. Şüphesiz ki sübjektif ahlaki normları ile yargılamam çağdaş kulları. Müteessir etmek gibi olmasın, din kisvesi altında abd-i gubar olan bağnaz dulların çullarına çakmak tutmalı. Bahse konu riyakarlar tecziye edilirken, emsallerinden ayrı muhakeme olmalı. Ayrıca Peter Singer bir köpek tarafından tecavüze uğramalı. Çöp karıştıran eniğin boynu bir değnek ile kırıldığında ona sarılıp ağladım. Nietzsche’nin meşhur Torino Atı hikâyesindeki kadar dramatik bir an olmadı, elimden kayıp düşerken ucu kanlı sustalı… Melez ulusların seküler vaizleri, buyruğumdur; her birey yalnızca düşsel olmak şartıyla Diyojen kadar ahlaksız olmalı.

Dijital Çağın Modern Buhranı

Ferdaniyetim bir seçim değil. Bu determinist bir yaklaşım olabilir. Zorlanıyorum insanlarla iletişim kurmakta —hem de diplomalı bir iletişimci olmama rağmen. Belki de bu sebeple gözlerime çuvaldız gibi saplanan hataların kaşıntısından odaklanamıyorum beyninin Wernicke alanı dijital restorasyon esnasında doğallığını yitirmiş insanlara. Benim Oğuz Atay gibi anlaşılmamaktan şikâyet etmeye hakkım yok. Çünkü kimseyi anlamaya çalışmadım. Bağlayıcı olarak nitelendirilen her şeyi tattım, hiçbirine alışmadım. Bir gün aynadaki yansımam bana küstü ve bedenime uyguladığım radikal tahavvüllerime rağmen barışmadı. Ona her baktığımda minik parmaklarıyla yüzündeki morlukları kapattı. Bir gece dayanamadım. Porselen bir kül tablasıyla yüzümü kırdım. Parçalanmış suratım haykırdı: “Artık babandan bir farkın kalmadı.”

Anılarda Kalanlara Öğüt

Şekil değiştiren geçmişin plasebo etkisidir özlemin nahif buseleri. Anlık sevinçlerin tesiri nasıl da bastırıyor değil mi hatıralarının karanlık suretini. Kuş bakışı çatılar çiğnediğin, damağında kor gezdirdiğin, naralarla esnaf bezdirdiğin mahalleler, seladan önceki son sessizliği ile cemaatin saf aralarını dolduruyor eştikleri mezarlardan çıkardıkları taze cesetlerle. Neşterini kan tutan cerrahlardan medet umanlar, beynindeki tümörü besliyor kurtarıcı gelecek umuduyla. Kalemim çatal aralarını perçinliyor… -Ve kapanış- Şüphesiz ki eksik geldiğin yerde kullanılır, fazla geldiğin yerde dışlanırsın.

Cansız Manken Fetişi

Kızıl bir sindirimin enzimlerinde ayıklanan fallikler, proletaryanın sülüklerine hortum çekiyordu musluğu kireçli avcıların delik ceplerinden. Geç kalmış farkındalığın aşağıladığı kadar utandırmayacak hiçbir işlevsiz tokat onları. Ayrıca öğütler karşısında çığırtacaklardır. O vakit onların mandibula kemiğini bir çekiçle kırmalı, dişlerini dökmeliyiz. Öğrendim ki, susturamadıklarımızın ağzına vermeliyiz… İnsan verniks kazeozasından arındırılana kadar temizdir. Çünkü cam bilyenin salyası kayıtsız havzalarına kadar kirlenmiştir. Varlığını somutlaştıran grupların omurgasızlığı akışkan, yapışkan ve cıvık bir imaj veriyor iki boyutlu siluetine. Çarpıştığın her çift göz, hayatından ihraç ettiklerini karine ediyorsa, kraterlere kazma vurdukça kömürü ziynet sanacaksın. İrredantizm anlayışı içerisinde olanların atladığı nokta, küfün bulaşıcı olduğunu unutmalarıdır. “Parçam” diye nitelendirdikleriniz küflenmiştir. Kütlesel olarak birleşmek yerine, var olan sınırları kesip atmak gerekir.

Keçi Ağzından Bir Parça Buyruk

Kudretimi harlamak adına karşımda yellenen gövdeler, bozardı saflarını vadetmeseydim kara ters üçgenleri. Size sesleniyorum! Oğlanlar; kuyruklu tomurcuklarınızı filizlendirin sıska saksılarda. Doyurun karnınızı taze kanlı meyvelerle. Şüphesiz ki biz sizi öldürmek için yarattık! İtaat ile dövülen kılıçlar yaralayabilir ancak gırtlağınızdaki irinli çıbanı. Yutkunabilseydiniz lanetinizi, hazmedebilirdiniz. Ancak söküp almalısınız boğazınızdaki Adem elmasını. Minyatür panikler ardına saklanmayın ve çizgileri aşmaktan çekinmeyin. Sırlarınızın alçak gönüllü muhafızı olarak buyruğumdur; vaizlerin haiz olduğu dogmalara kanmayın, ceninler kurban edin ilgi açlığından kıvranan yüce varlığa! Size sesleniyorum! Kuklalar; iplerinizi koparın, kırın kendinizi yönlendiren parmakları, merhamet etmeyin alçaklara!